23 Şubat 2017 Perşembe

Kahramanmaraş: Bir Düğün Hikâyesi

Düğünümüz var(dı) dostlar, yaz sonu teyzemin iki oğlu da evlendi. Zaten ikisinin arasında 1,5 yaş falan anca vardı düğünleri de neredeyse 15 gün arayla oldu J Önden teyzemin küçük oğlu Ahmet’i gönderdik arkadan da büyük oğlan Levent’i uğurladık J Daha doğrusu uğurladılar! Ahmet’in düğün ağustos sonuna denk geldiği için ona gidebildim ama Levent’in düğün için Eylül’e tarih alabilmişler malum okulların açılıp seminerlerin başlamasıyla ben bi yere kıpırdayamadım ama olsun gelin hanımla da tanıştık gittiğimizde J

Şimdi söze böyle başladım çünkü memleketim olan Maraş’a gitme sebebim teyze oğullarının düğününün olmasıydı, yoksa pek uğramayı düşünmüyordum açıkçası! Gaziantep, Adana, Mersin ve Hatay’a defalarca giden ben ne yalan söyleyeyim memleketim olan Maraş’a pek heves etmedim! Halen de etmiyorum yalan yok! Düğün olmasa pek uğramazdım da J

Ağustos sonu gibi Ahmet’in düğün var bende zaten yaz tatilindeyim giderim! Dedim ki ya bir gün erken gidip hazır yola çıkıyorum Maraş merkezi de bir göreyim yemeklerini tadayım bu bahaneyle dedim!
Sonra dedim yaa Maraş’a kadar zaten gideceğim bir gün daha erken gidip Antep’i bi tekrar görüp listemdeki yerlerin bi tadına bakayım zaten zaman da müsait sorun yok J İyi ki de öyle yapmışım hem aklımda kalan yeni yerleri gördüm hem de güzel insanlarla tanışıp sohbet etme imkânım oldu JAntep’te geçen 1,5 günün ardından öğlen otogardan Maraş’a giden minibüslere binip yaklaşık 2,5 saatlik bir yolculuktan sonra Maraş’ın bana göre küçük sayılan otogarına ulaştım. Gitmeden zaten bloglarda tavsiye edilen bir otelde yer ayırtmıştım otel de otogara 3-4 kilometre gözüküyor dedim taksi ile gideyim! Taksiye bindim adresi söyledim taksici genç taksimetre açmadı oysa Gaziantep’te bile hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım! Bende ses etmedim bakalım ne fiyat çıkacak, nasıl bir muamele olacak dedim J Otele geldik dedim ne kadar, 20 TL abi dedi! Hani derler ya “Hemşeri hemşeriyi gurbette severmiş” diye, yalan! Hemşeri hemşeriyi memleketinde de severmiş J Neyse zaten Gaziantep’ten gelmişim keyfim gıcır çok şükür hiç tartışmaya da gerek görmedim, giriş yaptım otele :P Otelin adı Otel Alcazar ve otel gerçekten çok iyi! Hani yeme içme gezme görme yerlerine çok yakın ve oldukça temiz, makul fiyatlı, güzel bir otel, tavsiye ederim aklınızda olsun J

Otelde az biraz dinlenip kendime geldikten sonra artık bi şeyler yemenin zamanı geldi dedimJ Maraş’ın meşhur yemeği Eliböğründe isimli bir fırın yemeğiymiş bunu bloglarda araştırırken öğrenmiştim! Bir Maraş’lı olarak ilk defa adını duydum, gerçi 10 yaşından beri İstanbul’da yaşıyoruz ama olsun! Eliböğründe diğer adıyla Yanyana, bir fırın yemeği! Kuşbaşı et, kuyruk yağı, sarımsak, soğan, domates ve biberlerin tavaya yerleştirilip, fırına yollanıp lavaşla beraber yenilmesiymiş! Ben Maraş ile ilgili araştırmalar yaparken Eliböğründe yiyebileceğim birkaç yer not almıştım ama Gaziantep’te tanıştığım Halil Usta’mın oğlu İbrahim Usta’ya Maraş’a geçeceğimi söylediğimde dur Abi dedi ben sana bi yer tavsiye edeyim, eti onda ye! Sağ olsun bana Ustanın adını ve numarasını verdi, yanımdayken de aradı geleceğimi haber verdiJ Bu güzel tavsiye için İbrahim Usta’ma da tekrar teşekkür etmek istiyorum.

Turaç Ocakbaşı, bir diğer adıyla Cumhur’un Yeri olarak da biliniyormuş! Öyle ana cadde üzeri bir yer değil ama merkeze çok uzak da sayılmaz, az biraz yürüyerek bile gidebilirsiniz! Cumhur Usta dedikleri kadar varmış şeker gibi bi Abimiz. Öyle elinde tesbihi, gayet sakin bir tonda Maraş ağzı ile konuşan, hiçbir kasıntısı süsü olmayan ama yüreği güzel bir Abimiz J Sağ olsun kendimi tanıtınca hemen buyur etti, içeri masaya geçtik siparişi de kendisi söyledikten sonra az biraz sohbet ettik sağ olsun.

Turaç Ocakbaşı’nın dışarıdan son derece sıradan görünen ama içeride şaşırtıcı bir dekorasyonu var! İçerisi tarihi eserlerle dolu, küçük bir müze gibi. Duvarlarda eski tabancalar, tüfekler, eski radyolar, Maraş ile ilgili tablolar, artık müzelerde görebileceğiniz o zamanın bilgisayarları sayılan eski hesap makinaları, eski zamanların bakır mutfak eşyaları, sürahiler, kazanlar, masalarda ve vitrinlerde eski eserler, eski zamanların paraları, eşyaları...
Cumhur Usta neredeyse 30 yıl boyunca özenle topladıklarını sergiliyor! Üstelik Maraş gibi hayatın (bana göre) son derece sıkıcı olduğu bir yerde bunlarla karşılaşınca daha da şaşırıyor insan! Yemekleri ve hizmeti güzeldi ama Turaç Ocakbaşı'na sırf Cumhur Usta'nın bin bir emekle topladığı bu eserleri görmek için bile gidilir. İstanbul dahil çoğu yerde olmayan bir hoşluk burası!

Burada masalar bakır yer tepsisi gibi tasarlanmış, hoş bence. Siparişinizi verdikten sonra masaya mini lahmacun, etsiz çiğköfte, salata ve ezme geliyor, ben hepsinin tadını beğendim gayet güzeldi. Masaya kuru ekmek değil sıcak lavaş geliyor ki bu güzel bir uygulama her zaman söylüyorum İstanbul’daki mekânların bu bölgeden öğreneceği çok şey var! Kendi yaptıkları ayran bakır tas içinde geliyor, tadını içimini sevdim.
Gelelim yemeğimiz olan Yanyanaya! Bir tava tepsisinin bir yarısına kuşbaşı kesilmiş kuzu etinin diğer yarısına ise domates, biber, soğan, sarımsak gibi sebzelerin yerleştirilip taş fırında pişirilmesi aslında. Öyle etin özel bir terbiyeden, özel bir işlemden geçmesi yok, et kuşbaşı yapılıp tavaya giriyor! Bu nedenle et iyiyse yanyana da iyi et kötüyse yanyana da kötü! Turaç kasabında et çok iyiydi sebzelere zaten laf yok sonuç olarak güzel bir et yedim! Tabi et ne kadar güzel olursa olsun insana Antep'teki zenginlikten sonra basit geliyor ama yine de Maraş'a yolunuz düşerse çekinmeden Cumhur Ustamın yanına gidip eliböğründe yemenizi tavsiye ederim J Tabi başka et çeşitleri de yapıyorlar ama benim gibi kırk yılda bir gelen birisi yanyana gibi buraya özgü bir yemeği yemeli J
Yemekten sonra ikram olarak irmik helvası ve cevizli sarma geliyor. İrmik helvası bana göre olması gerektiği gibi oldukça hafif ve ağızda güzel bir tat bırakıyor. Cevizli sarma tamam bir baklava değil ama hafif şireli içi cevizli yine ağızda güzel bir lezzet bırakan bir tatlı.
Evet, ikisi de güzel ama öyle çok yoğun, iz bırakan tatlılar değil ama bir tepsi et yedikten sonra da insan hafif bir tatlı istiyor açıkçası J Komşusu Antep’in aksine Maraş’ın tatlı kültürü daha zayıf gibi Maraş dondurması dışında öyle nam yapmış bir lezzeti yok ama ikram olarak gelen her iki tatlı da oldukça güzel yapılmış J

Bu güzel yemek sonrası Cumhur Usta’m ile vedalaşıp Maraş Kalesi’ne doğru yürüyorum, zaten görülecek çarşı ve camiiler de o tarafta. Maraş Kalesi’ni görmemeniz imkânsız diyebilirim! Bir tepenin üstünde kalıyor ve o tepenin önü meydan gibi geniş bir alan ve kavşaklar var. Kale, Maraş’ın Fransız işgalinde kaldığı dönemde Fransızlar tarafından kendi bayraklarını asmak üzere indirilen Türk Bayrağını, Ulu Camii’de Cuma namazını kılmak için toplanan halkın, Türk Bayrağını göndere çekip Cuma Namazını bayrağımızın dibinde kılması gibi tarihi bir güne şahitlik etmiş!
Bu öneme rağmen Kale’nin olduğu bölgeyi çok özensiz bulduğumu belirtmek isterim! İnsan en azından ziyaretçiler için adam gibi bir yönlendirme tabelası koyar! Ben etrafında dolanmak zorunda kaldım kalenin girişini bulabilmek için! Girdim de ne oldu, yazık bu haline! İçeride çay bahçesi gibi bir yapı vardı, birkaç eski top ve Allah’tan içerideki tek güzel şey olan Bayrağımız dalgalanıyordu! Çok kısa bir bakındıktan sonra dışarı çıktım!
Hemen yakınlarda aşağıdaki meydanın yanında güzel bir cami minaresi gözüme takılıyor ve oraya doğru gidiyorum. Burası Merkez Ulu Camii, Dulkadiroğulları Beyliği Hükümdarı Süleyman Bey tarafından 1454 yılında yaptırılmış, Anadolu Selçuklu Camileri plan şemasına uygun bir cami mimarisi var. Özellikle minaresi bana Gaziantep’te gördüğüm cami minarelerini hatırlattı! Zaten Dulkadiroğulları Beyliği Gaziantep ve Maraş bölgesinde hükümdarlık sürmüş, normaldir bu!

Caminin yakınlarında Maraş Çarşısı var içeri girip biraz gezeyim diyorum ama benim geldiğim saatte çarşı kapanıyordu, çoğu dükkân toplanmış, diğerleri de tezgâhlarını toplamaya çalışıyordu. Fakat çarşı içinde az biraz dolandığımda Gaziantep’teki çarşıları anımsattı bana, aynı düzen aynı tek tip kahverengi ahşap tabelalar! Görecek pek bir şey olmadığı dışarı çıkıyorum. Kahramanmaraş’ta sokaklar öyle pek renkli değil akşam çok geç olmadan sokaklar boşalıyor ve akşam en azından benim bulunduğum bölgede pek insan görmüyorsunuz! Sosyalleşmek için daha çok pastaneler var, zaten bizim İstanbul’da dondurmacı olarak bildiğimiz isimlerin hepsi burada birer pastane!

Ben de ne yapayım Mado’nun doğduğu yere Yaşar Pastanesi’ne doğru yürüyorum zaten otelime yakın bir ana sokakta! Yaşar Pastanesi, bugün tüm Türkiye'ye yayılan Mado'ların doğduğu dükkân halen ilk yerinde pastane olarak devam ediyor. İçeride dondurmalar, baklavalar, tatlılar, pastalar ve Mado'nun diğer ürünleri var. İç dekorasyon diğer Mado'ların aksine çok klasik, daha yöresel.
Fotoğrafta gördüğünüz gerçek Maraş dondurması bol keçi sütlü ve yerken keçi sütünün o güzel tadını alabiliyorsunuz olması gerektiği gibi! Bir dondurmada süt tadı yoksa o dondurma olmamıştır, kim ne derse desin! Dondurmanın güzelliğine rağmen Mado'nun bugünkü halini eleştirmeden duramayacağım! Mado maalesef şubeleşip büyüdükçe özünden uzaklaşıp restoran havasını aldı! Ben Mado'nun abuk sabuk menüler abuk sabuk ürünler yerine en iyi bildiği işi yani dondurmayı yapmasını tercih edenlerdenim! Ama bu kesme dondurma ve üzerine içtiğim çay bana bu eleştirimi unutturuyor, dondurmanın o güzel saf sütlü hali baskın geliyor J

Yaşar Pastanesi sonrası zaten sıcak olan havadan bunalan ve resmen sıcaktan bunalan ben yakınlardaki otelime geçip biraz uzanıyorum J İnanın çok sıcaktı hem Gaziantep hem de Kahramanmaraş! Az biraz uzanıp uyukladıktan sonra giyinip dışarı çıkıyorum veee sokaklar boş! İnsanlar daha çok ailecek pastanelerde, çok zaman geçiremedim ama burası pek gençlere göre değil gibi geliyor bana! Gaziantep ve Adana, buraya göre çok daha modern, çok daha canlı bir hayat var oralarda!

Gelmeden bloglardan Maraş’ın kendine özgü paça çorbasını not almıştım ve not ettiğim birkaç paçacı bana çok yakın, bu fırsatı değerlendirmek istedim J Küçük Ev Paça ve Çorba Salonu bana çok yakın Maraş Çarşısı’nın da yakınlarında ana cadde üzerinde kalıyor. Çok sade sıradan bir çorbacı burası, öyle süslü püslü servisler falan yok, hatta porselen kâseler de yok metal taslar kullanılıyor halen İstanbul’da 20 yıldır kullanılmayan! Ama işte tüm bu sade görünümüne rağmen çok güzel bir lezzet var burada içtiğim Maraş Paça’da!
Özellikle belirtiyorum bu Paça değil Maraş Paça! Farkı ne derseniz suyunda terbiye yok ve ekşisini sumak suyundan alıyor! Tepsilerde ayıklanmış dil, beyin, ayak ve yağlı parçalar var müşterinin isteğine göre taslara bazen hepsinden bazen ikisinden üçünden parçalar karıştırılarak içi hazırlanıyor. 

Sonrasında kelle suyu, acı sos ve ekşisini versin diye sumaklı sarımsaklı sudan karıştırılarak çorba hazırlanıyor! Burada farkı yaratan sumak suyu için salkım sumak tuzlanarak 24 saat kadar suyun içinde bekletiliyormuş! Sumak dalları alındıktan sonra sarımsak ekleniyor ve sosumuz hazır.
Suyunda terbiye yok ama tadı yavan değil, sumak ekşisi güzel bir tat vermiş ben içine her şeyden istediğim için tadında yağı hissettim, hoşuma gitti. Yaşadığım yer olan Silivri’de yavan suya sıradan kelle paçaya verdiğim para aklıma geliyor ve üzülüyorum! Ağustos 2016 itibariyle dolu dolu bir tas Maraş Paça 8 liraydı, bizim burada daha tatsızına 2 katı ödüyoruz!  Küçük Ev Paça Salonu 24 saat açık aklınızda olsun derim J

Ertesi günkü sabah kahvaltımız Maraş'ta çok tavsiye edilen Menekşe Paça'da oldu J Burası aslında Maraş Kalesi’nin arka taraflarında kalan daha kenarda bir ara sokakta, küçük, salaş bir yer ama duvarlarında ünlülerin burada çekilmiş fotoğrafları var! Gelmede sosyal medya yorumlarına baktığımda çok bilinen popüler bir yer olduğu yazıyordu zaten ama bu kadar salaş ve küçük bir yer beklemiyordum! Usul daha önce paylaştığım Küçük Ev Paça Salonu ile aynı tepsilerde ayıklanmış dil, beyin, ayak ve yağlı parçalar var müşterinin isteğine göre taslara bazen hepsinden bazen ikisinden üçünden parçalar karıştırılarak içi hazırlanıyor. Sonrasında kelle suyu, acı sos ve ekşisini versin diye sumaklı sarımsaklı sudan karıştırılarak çorba hazırlanıyor ve afiyet olsun!
Menekşe Paça Salonunda kâseler daha büyük, metal tas değil porselen kâse geldi, paçanın içi gayet dolu malzemeyi bol tutmuşlar yine. Masaya ek olarak domates maydanoz tabağı geliyor. Yalnız bir konuda uyarayım masalarda bakır su sürahileri var, ben kapalı su istediğimde bile etiketsiz çeşmeden doldurulmuş küçük plastik şişe getirdiler! Ben Maraş'ta su konusunda biraz hassas olduğum için su içmedim!

Neyse paçanın tadı çok iyiydi, hakkını teslim edeyim! Ben genel anlamda Maraş Paçanın tadını sevdim suyu terbiyeli değil ama hafif güzel yağlı, ağızda güzel bir tat bırakıyor, sanırım bu bölgede paça çorbası çok daha güzel yapılıyor J

Maraş’ta ne yenir ne içilir diye araştırdığımda neredeyse tüm blog ve yazılarda Maraş Çöreği diye bir şey görüp not etmiştim. Kahramanmaraş merkezde kolayca bulabilirsiniz, evlerde yapılıyor mu bilmiyorum! Fırın ve pastanelerin çoğunda gördüm ama en çok kapalı çarşı yakınlarındaki büfe ve fırınlarda var.
Geleneksel olarak tatlı ve tuzlu olarak yapılıyor ama Pekmezcioğlu firması üzümlü, çikolatalı, fıstıklı gibi değişik çeşitlerini de yapmış ben hepsini beğendim! Pekmezcioğlu’nu da şöyle öğrendim, Menekşe Paça’ya giderken Çarşı yakınlarında bir sürü Maraş Çöreği satan yer gördüm ama hangisi daha iyidir nerden bileyimJ Baktım ileride Büyükşehir Zabıtası var, dedim Abi ben yabancıyım da Maraş Çöreği için bi yer tavsiye eder misin J Dedi Pekmezcioğlu daha iyidir J Yani Google, Zomato, Foursquare da bi yere kadar J
Fotoğrafta gördüğünüz biraz daha geniş olan cips çörek, diğerleri biraz daha küçük. Cips çörek DVD den biraz daha geniş yarım santim kalınlığında. Maraş çöreği biraz kuru, yerken ısırdıkça yere dökülebiliyor ama çay ile güzel gidiyor. İsterseniz tatlısından alıp çay ile yiyebileceğiniz gibi tuzlusundan alıp kahvaltıda peynir domates ile de yiyebilirsiniz! İster bir tane alın ister yarım kilo alın size kalmış. Fiyatı 0,75 TL ile 1 TL arasında değişiyor. Eğer yolunuz Kahramanmaraş'a düşerse tadına mutlaka bakın, dönüşte de hediyelik olarak alabilirsiniz J Ben bol bol aldım çayın yanına her zaman yedim ve hoşuma gitti. O ne idüğü belirsiz bisküvilerdense Maraş Çöreğini seve seve tercih ederimJ

Sabah Menekşe’ye paça içmeye giderken Adana'nın fahri tanıtım elçisi, Adana gurme camiasının atlası, kalbi ve midesi güzel insan @endermutfakta mesaj attı bende geliyorum diye :) Bir saat sonra buluştuk sohbet muhabbet derken tabi iki midesine düşkün insan bir araya gelince en azından benim için yeni bir yer denemek şart oldu :) Gerçi @endermutfakta bir dönem Edo'nun bayiliğini yapmış o yüzden biliyordu ama ben hiç denememiştim birlikte Ferah Pastanesine geçtik... Ferah Pastanesi veya marka ismiyle Edo dondurma dün ziyaret ettiğim Yaşar Pastanesinin 200 - 300 metre ilerisinde aynı yol üzerinde. Pastanenin içi daha modern ve alt tarafa inince arka bahçe bölümüne çıkılabiliyor.
Ferah Pastanesi Maraş'ın beğenilen dondurmacılarından. Dövme dondurma için porsiyon boyutu burada her yerde aynı sayılır fakat ben bu dondurmayı çok da beğenmedim! Yanlış anlaşılmasın kötü değil ama Yaşar'da yedikten sonra bu dondurmayı o kadar sevemedim! Ben sade dondurmadan daha baskın güzel bir süt tadı bekliyorum ama o süt tadını pek alamadım ama karar sizin tabi, seveni de çok!

Ender bir arkadaşı ile gelmiş, tesadüf işte arkadaşının Maraş merkezde işi varmış o da gelmiş iyi de oldu J Çay içip sohbet ede ede zaman geçti ama tabi öğlen saati geldi bi şeyler yemek gerek J Benim aklımda yine yanyana yemek var adını çok duyduğum başka bir yerde ama Ender gel diyor başka bi yere gidelim J Ender’in arkadaşı da gelince üçümüz Tapu Müdürlüğü’nün arkasında İmam Ustanın Yeri isimli bir yere gidiyoruz! Evet, ilginç değil mi! Ama burası Kahramanmaraş J
Tabelası var mı yok mu inanın hatırlamıyorum bile, çok salaş bir yer burası çok sade! Biz geldik de şöyle bir sorun var Cuma Namazı yaklaşıyor! Ve malum burası Maraş! Cuma namazı burada çok önemli mekân açık ama servis yapacaklar mı? Ender soruyor biraz acele edersek sorun olmazmış!
Ne yeriz? Ben zaten Ender’e bırakıyorum hepimize karışık ciğer ve kuşbaşı söylüyor ve ayran. Ayran bildiğin tas ile geliyor ama zaten açık ayran tadı da güzel. Az biraz sonra bizim tabaklar geliyor ve etler çok iyi! Şunu da belirteyim Maraş’ta olduğumuz için burada keçi eti kullanılıyor! Kimisi sevmez diye belirtiyorum ama BİZ çok sevdik! Hem kuşbaşı hem ciğer hem yanındaki salata ve tırnaklı pide çok güzeldi. Tavsiye ediyorum ve tabelası bile olmayan bu yeri biraz ararsanız bulursunuz diye düşünüyorum J
Yemeği yedik beraber Yaşar Pastanesi’ne geçiyoruz ve birer dondurma birer çay sohbet derken hep beraber kalkıyoruz, sağ olsunlar beni otogara bırakıyorlar benim şimdi Elbistan’a gitmem lazım. Yaklaşık 2 saat sonra Elbistan otogardayım bizim genç damat Ahmet ve Mehmet Enişte beni karşılıyorlarJ

Düğün evi kalabalık, benden önce annemler falan uzak yerlerden akrabalar gelmiş ev dolu! Ben düğününe geldiğim Ahmet’ten çok düğününe gelemeyeceğim Levent ve Nişanlısı Zehra ile daha çok vakit geçiriyorum gelinlerin isimlerini duymuştum o kadar! İlk defa tanışıp sohbet etme imkânımız oluyor J Malum düğün evi telaş evi zaman hızlı akıp geçiyor…

Düğün günü geldi çattı herkes bir koşuşturmaca halinde kadınların saçı yapılacak, erkekler son hazırlıkları yapacak düğün arabası ayarlanacak falan filan bu telaş içerisinde Levent sağ olsun bir fırından lahmacun yaptırmış, bayağı güzeldi J

Düğün vakti yaklaştı artık biz gelin hanımı almaya gideceğiz ama bir haber geldi gelin hanım kötü olmuş! Allah Allah ne oldu ki hem de düğün günü derken başka haberler de geldi, gelin kızımızın evdeki bazı akrabaları da rahatsızlanmış! Bizim gelinin ablası hemşireymiş artık şansımız mı diyeyim ilgilenmiş, serum vermişler kızımıza haber geldi, iyi gelebilirsiniz diye! Biz toplandık gelin evine gittik kızımızı alacağız içeri girdik ki ben zaten kimseyi tanımıyorum artık klasik yeni tanışma muhabbetleri siz kimlerdensiniz yok efendim siz kimlerdensiniz falan fişman derken kızımızı alıp düğün salonuna geçtik çok şükür J
Normalde düğünleri çok sıkıcı bulmama rağmen hani artık düğün bizim olduğu için ben pisti pek boş bırakmadım :D Hatta annem ben gittikten sonra düğün videosunu da izlemiş her karede sen vardın dedi :D Bizim gelin kızımız o halsizliğe rağmen iyi idare etti her ne kadar onlara göre erken bitti ama bana göre gereksiz uzamadan zamanında biten güzel bir düğün oldu J
Tabi gelin kızımız ikinci serumu da yedi anca dayandı ki iyi dayandı kızcağız! O gece bizim damatta kötü olmuş ertesi gün öğrendik! Tabi bunun sebebi sudaki bir bakteriymiş sonradan ortaya çıktı! Teyzemlerin evinde arıtma cihazı olduğu için biz sıkıntı yaşamadık ama yine de damacana su alıp onu kullandık.

Tabi sonra bu olayın ne olduğu tüm Türkiye öğrendi! O hafta ve devamında ulusal basında ana haber bültenlerinde Sağlık Bakanı’nın bizzat açıklama yapmasını gerektirecek ve toplamda 45.000’den fazla vatandaşı etkileyen ve insana Afrika’da mı yaşıyoruz dedirten bir suda bakteri sorunu varmış! Bir hafta boyunca Elbistan ve çevresinde ne serum ne de su kaldı! Artık hastanelerde yer kalmadığı için doktorlar teşhisi koyup serum verip eve göndermiş herkesi millet evde kolunda serumu iyileşmeye çalıştı! Ben düğünün ertesi günü geri döndüm ben döndükten sonra annem de kötü olmuş! Teşekkürler Elbistan! Hani öylesine değil gerçekten 15 yılda bir geliyorum ve her gelişimde su ile ilgili bir sorun yaşıyorum! 2000 yılında geldiğimde de bu defa ben kötü olmuştum! Bende isterdi memleketim ile ilgili güzel şeyler yazayım ama izin vermiyorlar!

Neyse düğün bitti biz teyzemlere geçtik ama zaten yer yok orda sıradaki damat olan Levent ve Nişanlısı Zehra ile birer çorba içelim diye çorbacıya gittik hem biraz laflar kafa dağıtırız, zaten sonra da Levent’in eve geçeceğiz ikimiz J Valla o içtiğim paçadan sonra artık rahatlıkla söyleyebilirim Maraş’ta paça çorbası yapmayı biliyorlar ister Merkez ister ilçesi Elbistan olsun içtiğim tüm çorbalar çok çok iyiydi, en azından Maraş Paça’yı sevdim bak bu da güzel bir şey J
Benim son günüm sabah uyandık kahvaltı için dün geceyi atlatmış biraz rahatlamış olarak teyzemlere gittik. Teyzemde sabah kahvaltımız dört dörtlük! Fırından yeni çıkmış sıcacık peynirli börekler, bahçeden toplanan domates ve biber ile hazırlanmış sıcacık domates soslu biber, ben pek hoşlanmasam da Maraş'ın keçi peyniri, bahçeden toplanan tazecik domates salatalık söğüş, teyzemin maharetli ellerinden çıkan çilek, kayısı ve vişne reçeli... Buranın domatesi biraz farklı bahçeden, içi dolu ve tadı hafif ekşi! Çok hafif ekşimsi bir tat var ve gerçekten artık bizim unuttuğumuz bir güzellik! Sera olmayan ithal tohumdan üretilmeyen doğal domatesin tadını unutmuşuz resmen yazık bize! Zaten ben çok sevdiğim için giderken eniştem bana bir torba domates topladı hatta sonra annemler ile de bir büyük torba göndermiş sağ olsunlar J
Reçeller tek kelimeyle efsane! Tadını ve şekerini meyvesinden alan, glikoza ve abartılı şekere boğulmadığı için boğaz yakmayan, meyvenin tadını ve kokusunu halen barındıran ve hiç bir market veya hiç bir markanın üretemeyeceği bir güzellik! Üçü de çok iyi ama çilek ve kayısı enfes! Teyze oğullarına tekrar mutluluklar dilerken bu güzel kahvaltı içinde teyzeme tekrar teşekkür ediyorum, o reçellerin tadı halen damağımda...


Maraş’ta geçen 24 saatin ve Elbistan’da geçen iki günün ardından, uzuuun bir aradan sonra teyzemleri görmenin, gelin hanımlar ile tanışmanın mutluluğu ve özelikle son sabah yaptığım güzel kahvaltının etkisiyle mutlu bir şekilde ayrılıyorum. Teyzeme ve Enişteme tekrar teşekkür ederken, her iki yeni çiftimize de tekrar mutluluklar diliyorum… Bir ömür boyu sevgiyle kalın…

16 Şubat 2017 Perşembe

Adana: Kebap ve Şalgam Festivali 2016

Ekim ayı gibi Ataşehir Hatay Gurme’de çok sayıda bloggerın katılımıyla özel bir yemek düzenlendi ve bende bu yemekteydim. Her ne kadar davet ve mekan sahibi Hatay Gurme’nin sahibi Barış Deveci olsa da geceyi organize eden Kangurular’dan Erdi (@yiyomyiyomdoymuyom) ve @gurmeciftt idi, ben de sevgili Erdi’nin daveti ile katıldım. Geceye katılanlar arasında sosyal medyada yeme içme paylaşımı yapan aktif ve yüksek takipçili isimler vardı, bu isimler arasında geçen yıl bana Adana’yı gezdiren ve sonrasında daha da büyük başarılara imza atan sevgili Ender’de (@endermutfakta) bulunuyordu. Sohbet muhabbet arasında Erdi Aralık’ta Adana Kebap ve Şalgam Festivali’ne gidiyoruz sen de gel istersen dedi ve öyle çok da düşünmeden neden olmasın yarın ayarlayalım dedim ve gerçekten ertesi gün uçak biletlerimizi aldık J

Tabi nerede kalacağız, hangi mekânlarda yiyeceğiz konusunu ise sevgili Ender’in yardımlarıyla hallettik. Ender bizler için yeme içme rotamızı belirledi, zaten o konuda zaten hiç birimizin kafasında bir soru işareti yoktu J

10 – 11 Aralık 2016 tarihlerinde Adana’daydık ve yaklaşık 20 kişilik kalabalık bir grup olarak gezdik. Geziye İstanbul’dan katılanlar arasında (yani en azından sosyal medya hesabı bulunanlar) Kangurular’dan Erdi (@yiyomyiyomdoymuyom), Fuat (@fuattadimdagari), Ali (@lezzetkartali) ve Gültekin (@yeictatgez); benim bu gezi sayesinde tanıştığım güzel insan Hakan (@oburciin), Özgür Hanım (smileworldo) ve Özlem Hanım (@food_advisor_istanbul); İzmir’den katılan Volkan (@rafine_mutfak) ve Mehmet(@yemekle_bitmez); Ankara’dan Hasan (@etmanyak) ile uzun yıllardır takip ettiğim blogger camiasının öncü ve ilklerinden olan Ayberk(@oburcan) ve eşi Ebru (@madamstiletto) bulunuyordu. Tabi buradan sosyal medya hesabı olmayan değerli arkadaşlara da selam söylemek istiyorum J

Yeme İçme maceramıza geçmeden önce belirtmek istediğim birkaç nokta var! Bu bir Adana gezi yazısı değildir! Çünkü ben zaten geçen yıl Nisan sonu Adana’ya gitmiş ve o gezimi ayrıntılı bir şekilde yazmıştım, Adana’ya yabancı olanlara öncelikle o yazımı okumalarını tavsiye ediyorum (Adana Nisan 2016). O yazıda bahsettiğim yerleri bu yazıyı gereksiz uzatmamak adına ayrıntılı tekrarlamadım kısa geçtim! Bu yazı o geziye ek olarak düşünülmüştür ve eğer iki yazıyı birlikte okursanız Adana’ya gitmeyi düşünenler için daha doğru olur!

Bir diğer nokta da tüm katılımcılar gidiş-geliş yol masraflarını, otel ücretini kendileri karşıladı. Yemek yediğimiz bazı mekânlar bizden ücret almadı, bazı mekânlar ise indirimde bulundu! Yani makul bir rakam da olsa yemek için cebimizden para çıktı! Bunu şu nedenle belirtiyorum adamları yedirmişler içirmişler o yüzden mekânlara övgü diziyorlar gibi algılanmasın, beğenilerimiz tamamen samimidir! Ayrıca ister indirim yapsın ister ikramda bulunsun tüm mekânlara güzel yemekleri ve hizmetleri için tekrar teşekkür etmek istiyorum…

Son olarak iki gün boyunca ulaşım sponsorumuz olan ve bize iki gün boyunca minibüsünü ayarlayan Onbaşılar Kebap’ın sahibi ve işletmecisi Tayyar Zaimoğlu Abimize hem bu inceliği hem de konukseverliği için tekrar teşekkür etmek istiyorum. Yine iki gün boyunca bize rehberlik eden, kendi arabası ile bizi gezdiren, iki gün boyunca yanımızdan ayrılmayan ve bu gezinin her şeyiyle ilgilenen Adana’nın gönüllü elçisi misafirperver insan sevgili Ender’e de tekrar teşekkür etmek istiyorum…

Evet artık gezimizi anlatmaya başlayabilirim…

10 Aralık 2016 Cumartesi sabah saat 08:00 gibi uçaktan indik bavulları aldık kapıda sevgili Ender ile buluştuk ve doğru otele! Yok yok ne oteli doğrudan ilk durağımıza J
Levent Börekçilik, 2016 yılının gastronomik keşfidir desem, sanırım abartmış olmam! Bir kebap ve şalgam diyarı olan Adana’ya artık börek yemek için gelen insanlar var desem de abartmış olmam! Her şey Ender’in 2016 yaz başları gibi bir sabah Levent Börekten video paylaşması ile başladı ve ondan sonrası gerçek bir yükseliş ve başarı hikâyesi…

Yüzbinlerce defa izlenen o video, ardından gelen diğer fotoğraf ve video paylaşımları derken kendi halinde bir tablacı börekçisi olan Levent Börek artık tüm Adana yeme içme seyahatlerinin sabit durağı haline geldi! Cem Boyner bile bir sabah bu börekten paylaştı düşünün artık J
Elbette ki ben dahil gezideki tüm katılımcıların en heyecanla beklediği yer burasıydı! Sabah saat 08:30 Yüreğir Sanayi sitesinde küçük bir seyyar arabanın önündeyiz tabi Adana’da seyyar değil tabla kelimesi kullanılıyor! Evet, o muhteşem börek öyle dükkân mükkan değil bir tablada satılıyor! Öyle kenarda iki üç plastik masa ve plastik sıradan tabureler var hepsi bu! Öyle şık tabak çatallar da yok, porsiyon isterseniz yağlı sarı kağıt üzerinde böreğiniz dilimlenip size veriliyor kenarda yiyorsunuz, çay da civardaki çay ocağından! Ama o tabla başında bir kuyruk var görmeniz gerek gerçekten! Artık müşterilere sıra numarası veriliyor, ancak o şekilde iş yapabiliyorlar! Ve sabah 9 gibi o börekten tek dilim kalmıyor yani öyle sakin sakin gideyim derseniz yemeniz zor!
Peki, bu böreğin sırrı ne derseniz baklava hamuru gibi incecik ve çıtır çıtır dış hamur, kaliteli bir tür kaşar ve yine kaliteli bir tür künefe peynirinin karışımıyla yapılan iç harç ve mideyi bozmayan kaliteli sadeyağ! Hepsi bu! Başka bir şey yok ama emin olun bu basit formül ve kaliteli malzeme ile şu ana kadar yediğiniz çoğu böreği rahatlıkla sollayan içi yumuşacık, dışı çıtır çıtır bir börek yapılıyor! İster normal börek gibi yiyin, isterseniz @fuattadimdagari nın keşfi ile üzerine pudra şekeri dökerek tatlandırın hatta ve hatta üzerine hafif şerbet gezdirip tatlı niyetine yiyin! Her denemenizde ayrı bir lezzet alacaksınız emin olun! Bugün tekrar düşündüğümde bugüne kadar yediğim en güzel börek olduğuna eminim!
Ha Adana’ya yolumuz zor düşer iş güç kolay değil gidip gelmek derseniz de Levent Börekçilik’i sosyal medyadan takip edin ve iletişime geçin, otobüs ile gönderiyorlar! Ama size tavsiyem hazır önümüz bahar ayları, güzel bir hafta sonuna denk getirip artık Adana’nın o güzel tatlarını yerinde yiyin!

Levent Börekçilik’te ansızın gelen bu popülariteye kolayca uyum sağlamış hemen bir logo yaptırmışlar ve logoyu poşet ve kutularda kullanıyorlar, instagram hesapları var ve sosyal medyadan ulaşanlara dönüş yapıyorlar, helal olsun valla! Bu lezzete adını veren Levent Bey de halen işinin başında çok sempatik bir abimiz, Allah yolunu açık etsin J

Biz börekleri yedik, çayımızı içtik keyifler yerinde sıradaki durağımız olan ve benim geçen yıl geldiğimde yiyip çok beğendiğim Ciğerci Kel Mahmut’a geçiyoruz, yakın zaten o da sanayi sitesinde. Halen tabelası bile olmayan o dükkânda aynı şekilde hizmet veriyorlar (Önceki yazımda buradan uzun uzun bahsetmiştim).
Tabi biz geldik saat dokuzu geçti ciğerin sonuna anca yetişiyoruz ellerinde ne varsa ocağa atıyorlar, kağıt servisler açılıyor salatalar taze taze geliyor ciğer çok kalmadığı için hemen kuşbaşı şişler ocağa atılıyor! Geçen yıl çok beğendiğim bu güzel ciğercinin halen aynı güzellikte hizmet verdiğini görmek beni mutlu ediyor…

Sıradaki durağımız benim önceki Adana gezimde gitmek istediğim ama kapalı olduğu için hevesimin kursağında kaldığı Kaburgacı Cabbar! Yine Yüreğir Sanayi Sitesi içinde küçük salaş bir dükkândayız. Bu arada dükkânın üst katında duran siyah sert bakışlı bir köpek hepimizin dikkatini çekiyor, siz de görürseniz şaşırmayın J
İçeride orta boy sayılabilecek bir ocak, salata hazırlamak için tahta bir tezgah, buzdolabı ve masalar var hepsi bu! İçeride bir yandan kaburgalar pişirilirken bir diğer usta da kaburgalardan et ayıklıyor! Kaburga malum pek çok bölgede tüketilir ama bu şekilde şiş yapılması ve kaburga etinden kebap yapılması pek görülmeyen bir şey! Normalde kemikli olduğu için pek tercih edilmeyen kaburga eti kemikten ayrılınca oldukça leziz bir hal alıyor!
İçeriyi gördükten sonra ocak başına yerleşiyoruz. Bir Ustamız ocakla ilgilenirken diğer Ustam hemen salata hazırlamaya girişiyor. Ustam elindeki satır ile iki dakikada hemen önce soğan sonra da tablacı salatası hazırlıyor ve amanın o nasıl bir lezzet!
Adana’nın her yerinde olduğu gibi bu salatalar da ikram! Önümüze acılı yağlı tırnaklı pide geliyor ve o salatalar ile muhteşem gidiyor! Yani kaburgayı kenara koyun ben o acılı pide ile salata yemek için bile buraya giderim!
Gelelim kaburgaya! Ocakta gördüğümüz kaburga şişleri bir gün kasapta bir gün de Cabbar'da dinlendikten sonra sadece toz biber ile sıvanıp ocağa atılıyor, hepsi bu! Hani öyle özel bir marinasyon, gizli bir sosa yatırma falan yok!
Ama o kaburga eti o kadar güzel temizlenmiş öyle yumuşak ve lezzetli ki anlatmaya kelimeler yetmez! Geçen yıl geldiğimde Kaburgacı Yaşar’da yemiş ve çok beğenmiştim ama Kaburgacı Cabbar kesinlikle bir tık daha lezzetli! Yediğimiz kaburga etine hepimiz bayılıyoruz…

Hep beraber ayıla bayıla ayrılıyoruz Kaburgacı Cabbar’dan ve biraz tatlı yemek için Seç Baklava’ya doğru yola çıkıyoruz. Geçen yıl yediğim ve beğendiğim Seç Baklava Ender’in de paylaşımları ile işi iyice büyütüp yeni bir imalathane ve şube açıp işi ilerletmiş. Biz Seç’in imalathanesine gidiyoruz ve sahibi Mehmet Bey sağ olsun kapıda karşılıyor bizleri.

Girişte şerbetlenip soğumaya bırakılan tepsi tepsi baklavalar karşılıyor bizleri! İçeride ustalar baklava hamuru açıp tepsilere seriyorlar. Kullandıkları malzeme iyi kalite özellikle sadeyağ konusunda Mehmet Bey çok iddialı maliyeti yükseltmesine rağmen bu yağdan vazgeçmediklerini belirtiyor! Bize yağı gösteriyor ilk defa sadeyağı bu şekilde görüyorum dediği gibi oda sıcaklığında elinizi değdirdiğiniz anda erimeye başlıyor!

Seç Baklava bu yıl yeri ürünlerde çıkartmış bir tanesi fıstık ezmesi! Bildiğiniz Antep fıstığının saf kremamsı hali ki dehşet bir tadı vardı! Diğeri ise ben dahil hepimizin tadını çok sevdiği kaymaklı baklava! Arasında fıstık mıstık yok hamur yaprakları arasında çok güzel bir kaymak var ve tadı o kadar güzel ki herhâlde hepimiz beşer dilim yemişizdir J Pişman değiliz yine olsa yine yerdik J 

Geçen sefer ben havuç dilim baklava yememiştim bu sefer tadına baktım o da çok çok iyi! Adana’ya yolu düşenlere kesinlikle tavsiye ediyorum baklava işinde Seç Baklava çok iyi! Bu arada hazır sahibi Mehmet Beyi bulmuşken bu diğer Seç firması ile aralarındaki bağı sorduk! Hiçbir bağımız yok diyor Mehmet Bey ve sanırım bir mahkemelik durumları varmış! Malum otobüs firması ve baklava işinde olan bir başka Seç markası da var ve çoğu insan isimden karıştırıyor!

Sabahtan beri keyifle yiyoruz ama artık biraz soluklanıp bir kahve içip iyice kendimize gelme zamanıdır. Adana’nın popüler caddelerinden Ziya Paşa Bulvarı üstünde bulunan Federal Coffee Co.’ya geçiyoruz! Adana deyince insan mırra gibi özel bir kahve bekliyor ama hayır burası Karaköy’de de şubesi bulunan Federal Coffee’nin Adana Şubesi!

İçerisi her anlamda İstanbul’da da görebileceğiniz üçüncü dalga kahvecilerden farksız! Çeşit çeşit soğuk ve sıcak kahveler, içecekler, hafif pastalar vb. yok yok yani, gayet şık ve güzel bir kahveci. Hatta merak edenler için önünde Mac elinde iphone olan ve harıl harıl telefonla konuşan o kızdan burada da var J Birer kahve biraz sohbet muhabbet biz müsaade isteyip turumuza devam ediyoruz.

Sıradaki durağımız yine sevgili Ender’in bize kazandırdığı İştah Kebap! Ender halen de der durur kebabı İştah’ta yiyeceksin diye! Ben de önceki gelişimde onun önerisiyle ilk kebabımı İştah’ta yemiş ve bayılmıştım! Tüm ekip İştah’ın kebabına, salatasına ve şalgamına yumuluyoruz ve çok şükür geçen zaman bu mekândan bir şey götürmemiş!

Geçen gelişimde 1,5 porsiyon Adana kebap yemiştim bu defa adını çok duyduğum 230 gramlık JET Kebabı bölüşerek yiyoruz! Gramaj yüksek boyut büyük ama hem kebap şişe çok iyi saplanmış hem de çok iyi pişmiş! Tüm grup Afiyetle yedik, İştah’ın artan popülerliğine rağmen kalitesini koruması beni mutlu ediyor…

Sırada şalgamın mucidi diyebileceğimiz Ali Göde var! Geçen gelişimde buraya gitmeyi düşünüyordum ama denemek kısmet olmamıştı. Ali Göde Şalgam, aslında küçük bir dükkan öyle masa falan yok içeride şalgam, şalgamın yanına biraz da simit var.
Şalgam açık olarak satılıyor ve taneli taneli içebiliyorsunuz, ister tatlı ister acı size kalmış. Ha tadını severseniz ki biz sevdik litrelik bidonlarda ister alın ister adresinize göndersinler.
Ali Göde’de bir güzellik daha da var, şeker kamışı suyu! Gelmeden birkaç hafta önce Ender’in paylaşımlarında görmüştüm ve ben şalgamdan daha çok şeker kamışı suyunu merak ediyordum! Kenarda bir sepetin içinde kesilip temizlenmiş Adana’da yetişen şeker kamışları duruyor ve siz istediğinizde bu şeker kamışlarının bardağa suyunu sıkıyorlar. Saf şeker ve saf demir! Normalde gazlı şekerli içeceklere yüz vermeyen ben bu şeker kamışı suyuna bayıldım! Ha eğer tadı fazla şekerli gelirse ki gelebilir, o zaman biraz nar suyu ile karıştırmalarını isteyin daha kolay içersiniz içimi daha hafif olur. Tavsiye ederim, hem şalgamı hem şeker kamışı suyu dedikleri kadar varmış!

Sonrasında Adana’nın gururu Adana’ya hamburgeri sevdiren isim Hamburgerci Mükerrem’deyiz. Hamburgerci Mükerrem’in 3 şubesi var ve her şubede Mükerrem Bey’in bir oğlu duruyor. Hazır köfte ile uyduruk burger yapan yerlerden değil kendi köfterlerini yapıyorlar ve hamburgerin içindeki yeşillikte nane kullanmak gibi güzel fikirleri var! Şimdi burada bir şeyi ifade etmek daha doğrusu özür dilemek istiyorum! Ben Hamburgerci Mükerrem’in burgerini beğenmiş ama öyle çok da özel bulmamıştım! Ama sonrasında Eskişehir Pino Burger’in burgerini yedikten sonra dedim ben Mükerrem’e haksızlık etmişim! Hatta o uyduruk Pino Burger’in yanında Mükerrem’in ürünleri ciddi anlamda butik bile kalıyor! Ki bu tekrar yediğimde bu fikrim konusunda iyice emin oldum! 

Hamburgerci Mükerrem’in 30. yılı 2016’ya denk gelmiş ve bu yıla özgü bir kat kat burger yapmışlar bize ondan yaptılar ama tabi yerken o burgeri daha ufak parçalara ayırdılar da yedik J Daha önce de dediğim gibi Adana’da zaten kısıtlı zaman geçiriyorum o nedenle tercihim kebap oluyor ama zamanınız olursa veya Adana’da okuyor yaşıyorsanız mutlaka tadına bakın derim! O fabrikasyon fast-food’lar yerine çok daha güzel olan bu burgeri yiyin…

Sonrasında aynı zamanda ulaşım sponsorumuz da olan Onbaşılar Kebap’a geçiyoruz. İki günlük gezimiz boyunca uğradığımız en elit en manzaralı en beş yıldızlı yer burasıydı onu belirteyim. Efendim mekanımız Park Zirve denilen bir bölgede ve bu bölge aynı kişiye ait, Tayyar Zaimoğlu! Tayyar Abimiz, Zaimoğlu Holdingin ikinci kuşak yöneticilerinden! Aynı zamanda uzun bir süredir turizm ile ilgileniyor, Çukurova Turistik Otelciler Birliği (ÇUKTOB) Başkanlığı da yapmış kendisi. Park Zirve’de Tayyar Abimizin bir projesi! Tayyar Abimiz artık daha çok Park Zirve ile ilgileniyor.
Park Zirve baraj gölü manzaralı nispeten tepe konumda yer alan bir turistik kompleks! İçerisinde Onbaşılar Kebap, Emirgan Sütiş ve Yeşilçam Meyhanesi bulunuyor!
Onbaşılar Kebap eşinizle dostunuzla sevgilinizle özellikle de özel yemekler için düşünebileceğiniz bir kebapçı… Hem manzara çok güzel ve özel, düşünün Adana’da neredeyse deniz manzarası yaşıyorsunuz J Ayrıca hem mezeler hem de kebaplar çok güzel ve mekan içkili nezih bir yer!
Emirgan Sütiş pek çok yerde var diyebilirsiniz ama burası özel bir yer! İstanbul’daki tüm lezzetler birebir buraya taşınmış, mutfak bire bir kurulmuş ve ustalar 2 ay İstanbul Emirgan Sütiş’te eğitim görmüş! Mutfak sadece pişirme değil aynı zamanda sunulan çoğu ürünün günlük üretildiği bir yer! Peynir Edirne’den çay Rize’den geliyor düşünün artık gösterilen özeni!
Yeşilçam Meyhanesi ise önce dekoru ile mest ediyor! Duvarlarda Yeşilçam yıldızlarının fotoğrafları taş plaklar ile muhteşem bir dekor! Ufak bir sahne var burada haftanın belirli günleri canlı fasıl oluyormuş! Dolapta onlarca çeşit meze ki güzel bir meze dolabı vardı! Yani tam böyle akşamüzeri gelinip tüm akşam keyif yapmalık ki tadından yenmezJ


Tayyar Abimiz sağ olsun bizi kapıda karşıladı ki biz gelmeden güzel bir masa hazırlamışlar soğuk mezeler salatalar her şey dört dörtlük! Tabi biz bu etkinliğe gelmeden önce Tayyar Abiyi tanımıyoruz o yüzden kısa bir tanışma seansı oluyor sonra sohbet edip mezelerin ve manzaranın keyfini çıkartıyoruz biraz. Soğuk mezeler salatalar var sıcak olarak önden birer fındık lahmacun ve fındık peynirli pide geliyor ki güzeldi!

Derken hep beraber mutfağa geçiyoruz çünkü Onbaşılar’ın ustaları eşliğinde Adana kebap yapacağız! İçeride mutfağın bir kısmı bize ayrılmış Usta’larımız hazır bizde önlükleri giyiyoruz J İşe en baştan başlayacağız elimize zırh alıp eti kıyacağız! Ki hiç de öyle kolay değil(MİŞ) ben de yaptım zor ama zevkliydi J Tabi bizimki biraz sembolik kaldı ama olsun yaptık mı yaptık J
Sonra elimize şişleri verdiler hadi bakalım şimdi kıymayı bu şişlere saplayacağız! Kıyılmış ete az biraz baharat az biraz kırmızıbiber sonra ıslatıp saplamak lazım ama zor oldu valla! Eti şişe saplarken şişin üzeri örtülecek ve her yeri aynı kalınlıkta olacak ki güzel pişsin dökülmesin kurumasın! Ben zorlandım biraz ama Usta’m sağ olsun toparladı benim şişi yol gösterdi J Aslında biraz el ve parmakları kullanmayı öğrendikten sonra daha rahat yapılıyor J
Sapladık o zaman doğru ocağın, harlı ateşin başına! Valla öncelikle o ocağın başındaki Usta’yı tebrik ederek söze başlayayım! Adam o sıcacık harıl harıl yanan ocağın başında yaz kış duruyor! Biz 10 dakikada pişirip kaçtık ama Usta’m ordaydı! Kebabı pişirmek basit iş aslında ateş harlı olunca çevire çevire toplasan 4 - 5 dakikada pişiyor! Tabi bu sırada siz sürekli çevirip her tarafının aynı oranda pişmesini sağlıyorsunuz ve etin fazla suyunu pideye çekiyorsunuz arada! Adana’da kebap yediyseniz eğer kebabın altında yağlı ekmek gelmiştir, işte o etin pişerken çıkardığı yağ ve leziz et suyu! Neyse efendim harlı ateşin sayesinde şişimiz kısa sürede pişti, pidemizin üzerine güzelce çektik, yandan ocakta pişmiş birer parça domates ve biber aldık ohh şimdi afiyetle yemeye hazırız J

Valla ne yalan söyleyeyim çok dehşet kebap yaparmışım J Yani et leziz, ocak süper, Usta’lar güzel öğretti ben kendi yaptığım kebaba doyamadım J Afiyetle altındaki pideyle beraber hüplettim J Süperdi Valla J

Tabi sonrasında tekrar masaya geçtik ama et faslımız bitmedi masalara karışık et tepsisi geldi ki onlar da çok güzeldi J Adana kebabı zaten yemiştik bunları da rakıya yoldaş yaptık J Tayyar Abi sağ olsun tüm ekinlik boyunca yanımızdaydı hem bölgeyi hem kendisini hem de Adana’yı anlattı bizlere, güzel şeyler yapmaya çalışıyor umarım daha da güzel günler görürler…
Bu güzel yemeğin finali yine çok güzel hafif bir kaymaklı kadayıf ile oluyor ki yediğim en güzel kadayıflardan birisidir. Buradan tekrar minibüsünü iki gün boyunca bize tahsis etmesi dışında, misafirperverliği ve hoş sohbeti için de Tayyar Zaimoğlu Abimize tekrar teşekkür ediyorum… Bize müsaade, daha yenecek çok şey var J

Eveeet durmak yok yemeye devam J Yol üzerinde Adana denildiğinde akla ilk gelen yer olan Kazım Büfe’ye geçiyoruz ve elbette o efsanevi muzlu sütünden içeceğiz! Kazım Büfe malum Adana’nın Bambi Büfe’si ama burada esas olay tost veya dürüm değil Muzlu Süt! Ben dahil herkesin yorumu şu, daha önce böyle bir şey içmedik!
Dükkânın ortasındaki bir dolapta sıfır dereceye yakın soğukta tutulan açık süt, toz şeker ve muz! Tüm bunlar blenderde çekilip büyük boy bardaklara dökülüyor hepsi bu! Ama bizim ekip tutturdu yok bunun içinde bir şey daha vardır diye ama yokmuş! Varsa da söylemiyorlar J

Şimdi bize az biraz müsaade, otele giriş yapıp biraz soluklanacağız! Tamam yeter bu kadar soluklandık J Kebap ve Şalgam Festivali için buluşma noktamız bizim otele yakın olan Öz Asmaaltı Kebap! Burası daha önce Vedat Milor’un Tadı Damağımda programında da konu olmuş ve Pirimiz Önderimiz Vedat Abimiz çok beğenmişti! Zaten Ender’de burayı çok beğeniyordu…
Kebap ve Şalgam Festivali, maalesef düşündüğünüz gibi bir şey değil! Neredeyse hiç RESMİ destek yok Adanalı kendisi sokağa mangalını atıyor, kebabını yapıyor, eğlencesini de yapıyor o kadar! Adı bir kebap türü ile özdeşleşen bir ilde yine şalgam gibi bir içeceğin vatanı olan bir ilde, böyle bir festivale bile en ufak bir destek en ufak bir ince düşünce yok! Tamam, son yıllarda maalesef çok sayıda üzücü olay gerçekleşiyor, böyle bir ortamda belki resmi kurumlar risk almak istemedi ama yine de insan bir ilgi bir destekleme bekliyor! Ki Nisan ayında yapılan Portakal Çiçeği Festivali bile Sivil Toplum Kuruluşlarının ve Adana Halkının desteği sayesinde bir yere geldiğini belirtmek istiyorum! Yazık! Çok yazık!

Neyse dönelim bizim gecemize! Öz Asmaaltı önünde de masalar kurulmuş dışarıda müşteriler üşümesin diye variller yakılmış insanlar yavaş yavaş toplanmaya başlıyor. Dışarıda hava soğuk variller yanıyor ama biz üşüdük ne yalan söyleyelim! Ender’de gelince dedik biz içeri geçsek nasıl olur! Zar zor içerde bir masa ayarlandı sıkıştık masaya! İçerisi tıklım tıklım, çalışanlar zar zor yetişiyor masalara! Şimdi şunu belirteyim Öz Asmaaltı Kebap Zomato yorumlarında hep iyi yorumlar alıp yüksek puan alan bir yer ama ben o akşam o kalabalık içerisinde pek bir şey anlamadım! Masaya bi şeyler geldi gitti ciğerinin kuşbaşısının tadına baktık biraz tadı güzel ama ben pek bir şey anlamadım açıkçası! Sanırım burası hakkında değerlendirmemi daha rahat bir zamanda oturup, sakince bir şeyler yedikten sonra yapsam daha iyi olacak!

Bizim masa topluca Ender ile birlikte kalkıp yakındaki Şırdancı Kemal’e gidiyoruz. Şırdancı Kemal benim geçen gelişimde Ender sayesinde tanıştığım ve o çok merak ettiğim şırdanı yiyip bayıldığım bi yer! Zaten Öz Asmaaltı’na yürüme mesafesinde kısa bir yürüyüş sonrası Şırdancı Kemal’deyiz. Yine bir kazanda o meşhur şırdanlar diğer kazanda kırkkatlar! Kırkkat adı üstünde kat kat top şeklinde işkembe dilimleri!
Ben zaten burayı bildiğim için sadece şırdan yedim ve yine çok güzeldi ama bizim ekip mumbar, şırdan, kırkkat ne buldularsa tadına baktılar! Herkesin çok beğendiğini hatta gruptaki kadınların bile bayıldığını belirteyim J

Şırdancı Kemal sonrası tekrar Öz Asmaaltı’na döndük, ben biraz daha takılıp dinlenmek için müsaade istedim ama arkadaşlar biraz daha takılıp Seyhan Paça Salonu’na geçip Adan usulü birer paça çorbası içmişler…

Sabah saat 8 herkes hazır biz minibüse binip, diğer otele geçip geri kalanları alıyoruz bu sabah için plan farklıydı ama değişti! Bizim için sorun yok çünkü yeni plandaki yerin de zaten güzel bir yer olacağına eminiz J Yolda giderken Ender aniden bir yere daha uğrayalım dedi ve Ender’in paylaşımlarında daha önce gördüğümüz Şen Ocakbaşı Çorba’ya geçtik! Her ne kadar adında Ocakbaşı olsa da bizim amacımız çorba içmek!
Şen Ocakbaşı’da karışık çorba içeceğiz, mercimek ve tavuk suyu karıştıracağız! Mercimek çorbası diyince öyle hazır mercimek değil elbette, kemik suyunda saatlerce kaynatılarak yapılmış hakiki mercimek çorbası!
Tavuk Suyu çorba da aynı şekilde içi bol tavuk etli şehriyeli öyle su gibi değil gayet kıvamlı bir tavuk suyu! İkisi de ayrı ayrı zaten çok güzel!
Karışık istediğinizde, önce tasa mercimek çorbası koyuluyor üstüne bol kepçe bir tavuk suyu üzerine kimyon, nane ve toz biber serpilip hoop masaya! Masalarda benim daha önce hiçbir yerde görmediğim bir şey daha var, kıyılmış taze sarımsak! Elbette çorbaya bir parça gezdirdik ve gayet de güzel gitti! Tıkanmayalım diye yarısını içsek yeter derken herkes çorbaları bitirdi! Sabah çorba içmeyi seven ben, bu güzel çorbaya da bayıldım J

Sabah kahvaltımızın sıradaki durağı Yüreğir’in Fellah(Şanlıurfa Arapları) bölgesinde bulunan Ciğerci İnce Mehmet! Burası benim özellikle çok merak ettiğim bi yer çünkü geçen gelişimde Ciğerci Kel Mahmut’ta tanıştığım abiler bana burayı tavsiye etmişti hatta getirip gösterdiler ama ciğerinin tadına bakamamıştım! Şimdi hep birlikte deneyeceğiz…
İnce Mehmet Urfalı! Zaten bulunduğumuz bölgede de Urfa kökenliler ağırlıklı! İçeride bir sürü çocuk çalışıyor hepsi de İnce Mehmet’in çocuklarıymış J Mehmet Usta ciğeri diğer ciğercilerden farklı olarak Urfa usulü yapıyor ciğer parçaları daha iri ciğerde sade değil biraz isota bulanmış!
İçerisi dolu ama hemen bize masa ayarlıyorlar ciğerler ocağa atılıyor masaya yine sarı kâğıtlar seriliyor servis açılıyor. Masaya turp, közlenmiş biber ve salata getiriliyor!
Tabi bizim ekip kalabalık, mekandaki salatalar yetmeyeceği için İnce Mehmet’in oğlu dükkanın önündeki tablada soğan salatası yapmaya koyuluyor. Biz de başına toplanıp muhabbete girişiyoruz, delikanlının sesi de güzel biraz ısrar edince dayanamayıp bi patlatıyor J
Biraz sonra da ciğerler geliyor bizim masaya, bazı arkadaşlar dürüm istediği için onlara tırnaklı pide arasında dürüm yapılıp veriliyor. Ciğer gerçekten çok çok iyi, parçalar büyük ama ciğer çok daha yumuşak ve leziz! Gerçekten dedikleri kadar varmış, bayıldık! Yalnız şunu da belirtmek lazım burası biraz daha kenarda bir yer hani yalnız bayanların gelip ciğer yemesi için pek doğru değil! Siz anlayın artık J

Ciğerci sonrası keyifler iyice yerine geldi şimdi bir dükkâna değil Ender’lerin Mıdık bölgesindeki bahçeye gidiyoruz. Ender her ne kadar bahçe dese de burası oldukça geniş bir narenciye tarlası! Araçları park edip önce depoya geçiyoruz ve yerdeki sepetten mandalina ve portakal yiyoruz! Daha dalından yeni toplanmış mandalinalar tam şeker! Yani bir mandalina yedik ve ağzımız şeker oldu J Ayrıca ben bu bahçede ilk defa tatlı limon diye bir şey yedim! Duyan var mı bilmiyorum am ben ilk defa tatlı limon diye bir şey duydum ve yedim! Dışardan limon-portakal karışımı bi şeye benziyor, dışı limon gibi sarı ama tadı ekşi değil portakal gibi çok tatlı da değil! O yüzden rahat yeniyor ama ben bunun yemelik değil daha çok dilimlenip salataya katılsa daha güzel gideceğini düşünüyorum J
Bahçeye geçiyoruz… Aralık ayındayız tepede güneş var hava sıcak ve dallarda mandalinalar ve portakallar dolu dolu maşallah! Yakında toplanacakmış! Eskiden toplama işini doğudan gelen mevsimlik işçiler yaparken şimdilerde daha çok Suriye’liler çalışıyormuş! Tabi toplama işini tarla sahibi yaptırmıyor, narenciyeler daha dalında satılıyor, alan kişi çalışanları getirip toplatıyormuş!

Gezerken bazı portakalların üstündeki ufak lekeler dikkatimizi çekiyor, meğer bunlar don yiyen portakallarmış! Misal Rusya kesinlikle bu portakalları almıyormuş, o yüzden bunlar daha düşük fiyata yurt içine satılıyormuş! Ki zaten içeriye satılan narenciyenin fiyatı çok düşük bu nedenle Adana’lı çiftçiler yavaş yavaş narenciye ağaçlarını söküp tarlalara başka şeyler ekeceklermiş! Yani anlayacağınız yakın zamanda Adana Portakal Çiçeği Festivali yapılsa bile Adana’da portakal pek kalmayacak gibi! Ne diyelim, çiftçimizi buna mecbur bırakanlar utansın! İnanın bizim kilosuna bilmem kaç lira verdiğimiz portakallar mandalinalar tarlada çiftçiden kuruşlara yok fiyatına alınıyor!

Bahçeyi gezip narenciye işini az biraz görüp öğrendikten sonra artık iyice bilinen Ağaç Altı Tatlıcısına geçiyoruz. Malum Adana demek Halka Tatlısı demek, onun da en iyisini yiyebileceğiniz yerlerden birisi yol üzerindeki bir ağacın altında eski püskü hurda bir arabanın kasasında atış yapan Ağaç Altı Tatlıcısı! Gerçi son gelen haberlere göre artık daha yeni bir araba yaptırmışlar üretimi de o arabaya taşımışlar ama olsun yer ve konsept değişmemiş!
Efendim burada normalde küçük olan halka tatlısının biraz daha kalın ve daha büyük hali yapılıp ister parça olarak ister kilo ile satılıyor, biz birer parça aldık ve geçen yıl zaten çok beğendiğim lezzetinin aynen koruduğunu gördüm güzeldi ve severek tavsiye ediyorum…


Öğlen yemeği için Adana’nın en meşhur kaburgacısına Kaburgacı Yaşar Usta’nın yeni açtığı ikinci şubeye gidiyoruz. Ben geçen yıl Hilton’un karşısındaki eski yerine gitmiştim yeni şube ise Sheraton Otelin yakınlarında yeni ve daha büyük bir yer. İçeride bizi Yaşar Usta karşılıyor hemen bizim için hazırlanan uzun masaya geçiyoruz. Masaya artık alıştığımız kâğıt servisler açılıyor ve soğan salatası, ezme salatası ve yeşil salata geliyor, içecek olarak genelde şalgam istiyoruz şalgam Kaburgacı Yaşar için özel olarak yapılıyormuş ve bu şalgamı çok beğeniyoruz. Hafif tatlı bir acılığı vardı ve içimi çok güzeldi! Tabi amaç öncelikle tatmak ki, ben ve Ender dışında sanırım hiç kimse daha önce gelmemişti o yüzden birer şiş kuşbaşı, birer şiş kaburga ve ortaya kaburga etinden yapılmış Adana kebap geldi. Kaburga ve kuşbaşı şiş çok iyiydi ama Adana kebabı bizim için biraz inceltmişler bu nedenle arkadaşlar biraz kuru buldu! Aslında normal kalınlıkta kalsaydı çok daha güzel olurmuş!


Yemek yerken bir yandan da Yaşar Usta ile sohbet ediyoruz hikâyesini anlatıyor Yaşar Usta! Halen işinin başında her şeyi ile kendisi ilgileniyor! Yaşar Usta aslen Bingöllüymüş belki bununda etkisiyle mekânda tatlı olarak halka tatlısı ve kadayıf sarma da var!

Yaşar Usta’nın Bingöl’lü olduğunu öğrenen Hakan (@oburciin) Bingöl’lüyü buldun mu kadayıfı yiyeceksin diyor ve ortaya kadayıf sarma istiyoruz ve gerçekten çok çok iyiydi! Ki halka tatlısı da çok güzeldi ama kadayıf sarma dehşet! Çok güzel sarılmış, yumuşak ve şerbeti çok iyi ayarlanmış! Hepimizin ortak görüşü Kaburgacı Yaşar’a sadece tatlı yemek için bile gelinir!

Yedik içtik güzeldi şimdi bir keyif kahvesi içme zamanıdır! Kahvemizi Adana’nın yerel kahvecisi olan Madenci Kahve’de içeceğiz. Burası Ziya Paşa Bulvarına yakın küçük bir dükkân içeride kahve türevlerinin satışı da yapılıyor! Ben daha önce burayı duymamıştım ama sosyal medyada biraz araştırdığımda güzel yorumlar duydum! İşin başında ailenin genç üyesi Zeynep Madenci var.
Madenci kahvede sipariş verirken hangi kahveyi nasıl içeceğinizle birlikte adınız da soruluyor! Kahveler hazırlandıktan sonra şık ahşap tepsilerde hoş kokulu ve lezzetli güllü lokumlarla birlikte adınıza getiriliyor, tabi kahve falsız olmaz ufak bir kâğıda sarılı falınız da kahveniz ile birlikte geliyor! Güzel bir incelik düşünmüşler!

Sıradaki durağımız Kadayıfçı Olcay! Her ne kadar adında Kadayıfçı geçse de kadayıf harici tatlılar da var! Ürünleri gördükten sonra ben bir dilim tepsi katmer bir dilimde çok iştah açıcı görünen belluriye tatlısı istiyorum. Tepsi katmer Adana’da gördüğüm bir tatlı, Antep’in o meşhur katmeri komşusu Adana’ya gelince biraz şekil değiştirmiş tepsilerde yapılıp soğuk olarak dilim dilim tüketiliyor. Ben ilk defa yememe rağmen tadını sevdim!

Belluriye tatlısı daha önce yememiştim kadayıflı ve şerbetli bir tatlı ama siparişi hazırlarken üzerine bir tür kaymak ve toz Antep fıstığı serpiyorlar! Aslında belluriyenin tadı güzel ama ben kaymağı çok özel bulmadım! Daha az kaymak kullansalar veya kullandıkları kaymağı tekrar gözden geçirseler daha güzel bir tadı olabilir ama genel olarak güzeldi…

Sıradaki durağımız Büyük Saat’in yakınlarında bulunan Tarihi Yeni Uğur Helvacısı! Her ne kadar adı helvacı olsa da helva dışında da pek çok ürün imal edip satıyorlar! Geleneksel tatlı ve şekerlemelere her zaman evet derim ben! Adana'dayız ama Mersin'in meşhur cezeryesini Mersin'deki kadar güzel yapan bir yer burası! Benim gibi tatlı sevenlerdenseniz cezeryeyi bilirsiniz, havuç lokumu gibi bir şey! Ben Yeni Uğur Helvacısı'nın cezeryesine bayıldım!


Cezerye dışında envai çeşit kendi yaptıkları şekerlemeler var en ünlülerinden birisi de Madonna Lokumu. Madonna'nın son albümündeki Candy Shop şarkısında geçen Turkish Delight ifadesine ithafen Adana Yeni Uğur Helvacısı'nın sahibi Adnan Özdoğru Bey bir kutu lokum yaptırıp Madonna'ya göndermiş! Malum bir süredir Yunanistan lokumu sahiplenmeye çalışıyor, Adnan Bey de kendince bir şeyler yapmak istemiş. Lokumları görünce şaşıran Madonna bir teşekkür mektubu yazıp beğenisini sunmuş! İşte o lokumlar bu lokumlar fıstıklı, fındıklı, ballı çeşitleri var biz denedik ve Madonna kadar beğendik. Türk Lokumu'nun kötü olması düşünülemez zaten.

İçeride bir de makine var, bu makina ile susamlar tahine dönüştürülüyor, taze taze sıcak sıcak! Gözünüzün önünde yapıldığı için hem içiniz rahat hem taze taze alıp tüketebilirsiniz! Özellikle cezeryesini çok beğendik, tavsiye ederim…

Bu iki güzel günün sonuna yaklaşıyoruz ve bu defa öyle yiyip kalkmak için değil uzun uzun oturup yemek için bir yere gidiyoruz! 

Adana'da kebap yenir bunu da herkes bilir ama bizimde yeni öğrendiğimiz Adana'da çook güzel tava da yapılıyormuş! Tava kültürü doğuda vardır, tepsinize et ve sebzenizi ayarlar, mahalledeki fırına gönderirsiniz, fırıncı güzelce pişirir yanına pidesini koyar gönderir, basittir ama malzeme güzel olunca tadına doyulmaz.

5 Ocak Kebap, Ender’in tavsiyesiyle gittiğimiz ve bayıldığımız bi yer, adı üstünde kebapçı ama biz tavsiyesiyle tava yedik ve bayıldık! Tabi önden mezeler ile keyif yaptık. Kadraja sığan sığmayan tüm mezelerin oldukça iyi olduğunu belirtmeliyim! Çiğköfte etsiz ama tadı güzeldi öyle ketçap basılmış sahte çiğköfteler gibi değil! Ama masada en çok İzmir Tulumuna benzeyen peyniri sevdik sonuçta rakı içiyoruz, peynirsiz olmaz! Hatta ikinci bir tabak peynir daha geldi hepimiz atladık üzerine J
Tavanın içeriği basit aslında, kuşbaşı doğranmış kuzu eti ve sebzeler, bu kadar! Ama hem et hem sebzeler güzel olunca ve odun fırınında güzelce pişince ortaya muhteşem bir lezzet çıkmış.
Çektiğimiz ziyafet sonrası kimsede tatlı yiyecek yer kalmamıştı ama güzel bir meyve tabağına hayır diyemedik! Nar, portakal, mandalina, muz, elma ve cennet hurması her biri ayrı güzel. Adana'da yolunuzu mutlaka 5 Ocak'a düşürün, rakınızı, mezenizi, tavanızı söyleyin ve sakin sakin güzelce keyif yapın. Bazı mekânlar ve bazı yemekler aceleye gelmiyor J

Son bir durağımız daha var, biz de pek yer kalmasa da tadına bakabiliriz diyoruzJ Adana'da akşam olduysa yol bir şekilde nöbetçi Börekçi Rıza'ya düşer elbet! Evet, nöbetçi börekçi dedik çünkü Rıza akşam 19 gibi açıp gece 4 gibi kapatıyor! Ama üzülmeyin sabah 4’ten sonra da Vakıflar’da tablada satış yapıyorlar, biz imalathanesine gittik orası gece açık. Akşam akşam börek mi yenir derseniz bu börek yenir derim! Bu gördüğünüz koca tepside tek tek pişiriliyor börekler, başında bir usta sık sık yağ verip tepsiyi çeviriyor! Öyle at fırına yok yani! Börekler peynirli ve kıymalı olarak 2 çeşit, biraz yağlı ama isterseniz fazla yağı alıyorlarmış ama ben bu halini seviyorum.
Börekçi Rıza'da öyle şık masalar, süslü sunumlar yok! Yağlı kâğıt üzerinde geliyor böreğiniz, çatal masada var, ayranda plastik bardaklarda geliyor, sade ortam ihtişamlı börek!

Bize hem kıymalı hem peynirli börek geldi ikisinin de tadına baktık. Her ne kadar arkadaşlar biraz yağlı bulsa da ben bu böreği seviyorum! Fabrikasyon değil gayet güzel bir ev böreği tadında! Özellikle kıymalı su böreği yediğim en iyi böreklerden desem yeridir. Öyle sadece kıyma değil içinde güzel soğanlı bir harç var, ev böreği gibi güzel bir tadı var. Peynirli börekte de birkaç farklı peynir karışımı kullanıyorlar oldukça iyi. Evet, Adana kebap yurdu ama börekler kesinlikle ayrı bir ilgiyi ve sevgiyi hak ediyor. Afiyet olsun…
Börekçi Rıza’dan sonra yavaş yavaş toparlanıyoruz artık iyice yer kalmadığı için yürüyerek, yakındaki Ziyapaşa Özsüt’de son kahve ve çaylar içiliyor ve biz İstanbul ekibi olarak vedalaşıp ayrılıyoruz. Ender ve İzmir ekibi ertesi gün Gaziantep’e doğru yola koyulacaklar J Özsüt kendi servisiyle bizleri sağ olsun havaalanına kadar bırakıyor, buradan teşekkürlerimizi iletiyorum. Bu kalabalık ama güzel ekiple birlikte yoğun, lezzetli ve keyifli 2 güzel gün geçirip yeni güzel insanlar tanımak benim için ayrı bir mutluluktu! Bu geziye vesile olduğu için sevgili Erdi’ye ve her şey için Ender’e tekrar teşekkür ediyorum…